“Serbest Ticaret Anlaşmalarına Direnelim!”

BASINA ve KAMUOYUNA

ÇİFTÇİ-SEN’nin de bileşeni olduğu La Via Campesina Dünyanın her yerinde yayınlanmak üzere 10 Eylül Dünya Ticaret Örgütü ve Serbest Ticaret Anlaşmalarına Karşı Mücadele Günü’ne ilişkin aşağıdaki ortak bildiriyi yayınlamıştır.

10 Eylül, La Via Campesina tarafından Dünya Ticaret Örgütü ve Serbest Ticaret Anlaşmalarına Karşı Mücadele Günü” olarak ilan edilmiştir. 2003 yılında Cancun Meksiko’da DTÖ’nün tarıma müdahalesine yönelik protestolar sırasında Güney Koreli pirinç üreticisi küçük çiftçi ve köylü aktivisti Lee Kyung Hae “ DTÖ’yü Tarımdan çıkarın”, ”DTÖ Çiftçileri Öldürüyor!” diyerek kendini göğsünden bıçaklayarak yaşamına son verdi. Lee, tıpkı Türkiye de yaşanmaya başlandığı gibi Kore’nin gıdalarını ithal etmeye karar vermesinin ardından çiftliğini ve geçim kaynaklarını kaybeden binlerce çiftçiden biriydi.

O zamandan beri her yıl, 10 Eylül’de, La Via Campesina’nın tüm üyeleri ve müttefikleri, Lee’nin fedakarlığını hatırlıyor ve ikili, bölgesel ve çok taraflı ticaret anlaşmaları yoluyla küçük ölçekli gıda üreticilerine dayatılan yıkıcı politikalara karşı eylemler düzenliyor..

Canını feda eden Koreli çiftçi Lee Kyung Hae’nin eylemine adanan bu gün, tüm dünyada küçük çiftçilerin tarımdan dışlanmasına karşı bir mücadele günü olarak anılıyor. Bizde Çiftçi-Sen olarak Koreli çiftçi yoldaşımız Lee Kyung Hae yi ve onun mücadelesini bir kez daha anıyor “Dünya Ticaret Örgütü Tarımdan Elini Çek!” diye haykırıyoruz.

ÇİFTÇİLER SENDİKASI (ÇİFTÇİ-SEN)

Ali Bülent ERDEM / Genel Başkan

Adnan ÇOBANOĞLU / Genel Örgütlenme Sekreteri

Dünya Ticaret Örgütü ve Serbest Ticaret Anlaşmalarına Karşı Mücadele Günü, Basın açıklaması

“Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri” olarak tanımladıkları ve bu on yıl sonunda hedefledikleri arasında “2030’da Sıfır Açlık” ve “Yoksulluğun Sona Ermesi” yer alıyor. Ancak, 2021 Eylül ayı itibariyle, bu iki hedefle tamamen çelişkili iki eğilim gözlemlenmektedir.

  • Açlık 2015’ten beri artmakta, son hesaplara göre 820 milyon aç insanın olduğu öngörülmektedir. Yetersiz beslenen insanların çoğunluğu -381 milyon kişi- Asya’da yaşamaktadır. Dünyada beslenme yetersizliğinin en hızlı arttığı kıta olan Afrika’da 250 milyondan fazla kişi açlıkla yüz yüzedir. Endüstriyel şirket tarımının uygulandığı Latin Amerika ve Karayipler’deyse, derin yoksullukla, açlıkla, yetersiz beslenmeyle yaşayan insanların sayısı 84 milyon civarındadır.
  • FAO’nun verilerine göre, Mayıs 2021’de küresel gıda fiyatlarındaki artış hızı aylık en yüksek değerine ulaşmıştır. Sebze, yağ, şeker ve baklagillerin uluslararası fiyat artışı bunun temel sebebidir.

Bütün bunlar, her yıl üretilen gıdanın üçte birinin —1.3 milyar tona, yaklaşık 1 trilyon dolara tekabül eder— kötü lojistik ve tarım pratiklerine, tüketicilerin ve marketlerin atığı olması pahasına gerçekleşmektedir.

Açıktır ki, küresel gıda sistemi çökmüştür.

Ülkeler ve kıtalar arasındaki serbest ticaret anlaşmaları bu çöküşün merkezinde yer almaktadır. Bu anlaşmalar temelde, tohum, tarımsal girdiler, et, süt, palm yağı, pamuk ve işlenmiş gıda pazarında faaliyet gösteren mega-şirketlerin, ekonomik olarak gelişmekte veya gelişmemiş ülkelere girmenin bir aracına dönüşmüştür. Bunun yerel ticaret, köylü pazarları ve halkların gıda egemenliği üzerinde ciddi yıkıcı etkileri olmuştur. Tarım ve balıkçılık üzerine yapılan neredeyse tüm serbest ticaret anlaşmaları, DTÖ’nün hayli sorunlu olan Tarım Anlaşması’ndan feyz almaktadır. Küresel bir çerçeve sunan bu anlaşma; düşük ithalat vergilerini, tarımsal desteklemelerden vazgeçilmesini ve gıda güvencesi(!) gerekçesiyle kamusal stok yapmaktan vazgeçilmesini önermiştir. Bu anlaşma, modası geçmiş bir 20. yüzyıl modeli olarak, gezegenin sınırlarını zorlayan şirketlerin hizmetinde olan, bizleri yaşanamaz toplumsal eşitsizliğe sürükleyen bir anlaşmadır. Sera gazı salımının yaklaşık yarısını endüstriyel tarımın sebep olduğu bu anlaşmalarda yer almamaktadır.

Serbest Ticaret Anlaşmaları ve Yatırımları, ekonomik olarak az gelişmiş ülkelerde ucuz iş gücünün sömürülmesi, çevre ve emek hususlarında esnek düzenlemeler yapılmasını amaçlar. ABD ve AB gibi temel güçler fikri mülkiyet hakları adı altında tohumun ve yaşamın patentlenmesini teşvik eder. Bu nedenle baskı altında kalan ve iş yapma hevesindeki ülkeler, kendi ulusal mekanizmalarını ortadan kaldırırken, yerel ticaret, yerel iş gücü ve doğal kaynakların korunmasını da bir kenara bırakmaktadır.

2021 Haziran ayında 100. oturumunu düzenleyen Bölgesel Ticaret Anlaşmaları Komitesi, DTÖ’nün hayat standartlarını yükseltmek, iş üretmek ve sürdürülebilir kalkınmayı, insan refahını küresel ölçekte gerçekleştirmek hedeflerinden bahsetti. Halbuki son 50 yıllık geçmişinde, küresel serbest ticaret anlaşmaları yalnızca açlık, gıda isyanları, çiftçi intiharları, iklim krizi, derin yoksulluk ve göçle sonuçlandı. Bu anlaşmalar özelleştirmeye, kuralsızlaştırmayı, devletin temel kamusal hizmetleri sunmaktan vazgeçmesine neden oldu. Kırda da ciddi yıkıcı etkileri oldu. Kadınlar ve çocuklar köylerini terk ederek kentlerde ucuz iş gücü olarak çalışmak zorunda bırakıldı. Bir çok ülkede, özellikle kırsal bölgelerde nitelikli eğitim ve sağlık hizmetleri ortadan kalktı, kadınların, çocukların ve gençlerin saygın bir yaşam sürme imkanları ellerinden alındı. Koreli çiftçi Lee Kyung Hae bu durumu anlatmak için yaşamına son verdi. Trajiktir ki, ne DTÖ, ne de zengin ülkeler çiftçilerin, köylülerin, yerli halkların, balıkçıların ve göçmen mevsimlik işçilerin seslerini duymadı, işleri kendi bildikleri şekilde yapmaya devam ediyor.

Hindistan’da son 9 aydır sokakta olan çiftçiler, yeni yasaların Hindistan tarımını şirketleştireceğini söylüyor. Endonezya, Japonya, Filipinler ve Güney Kore’de çiftçiler, küresel ekonomik güçlerin zorladığı bölgesel ticaret anlaşmalarına direniyor. Arjantin, Ekvador, Kenya ve Zambia’da yurttaşlar, IMF kökenli borç krizine karşı sokakta.

Bu adaletsiz ticaret anlaşmalarına direnenler baskı altına alınıyor ve marjinalize ediliyor. Bugün kırdaki çatışmaların büyük çoğunluğu şirketlerin, yerel hükümetlerle işbirliği halinde, doğal kaynaklara el koymasından ortaya çıkıyor.

Sömürgeci bir alışkanlık olarak halkın çoğunluğunu boyunduruk altına almaktan başka bir şeye tekabül etmiyorsa, DTÖ ve Serbest Ticaret Anlaşmalarının ne anlamı var? Çoğunlukla kapalı kapılar ardında yapılan bu anlaşmalar, 21. yüzyıl emperyalizmi ve yeni sömürgeciliğinin sembolleridir.

Açlık, gerçek. Kırsal yoksulluk ve ölümler gerçek. Pandemi gerçek. Aşılamada yaşanan eşitsizlik gerçek. Mültecilik gerçek. İklim krizi gerçek. Başka neyin gerçek olduğunu biliyor muyuz? Nestle gibi büyük şirketler, küresel yönetim mekanizmalarında kendilerine alan açıyor, insan hakları lügatını kullanarak kendilerine pay çıkarıyor, kendi suçlarını yeşile boyayarak örtbas etmeye çalışıyorlar. Bu çabaların son örneği de, gıda-tarım şirketlerinin insan hakkı ihlallerini gizlemek için kullandıkları BM Gıda Sistemleri Zirvesi.

Bu ızdırap, açlık ve yoksulluk koşullarında, kapitalizm ve neo-liberalizmim adiliğine karşı mücadele etmeliyiz. Birleşmiş Milletler Köylülerin ve Kırsalda Çalışan Diğer İnsanların Hakları Deklarasyonu’nun 16. maddesinde ifade edildiği üzere, devletlerin, yerel, ulusal ve bölgesel pazarları güçlendirme ve destekleme görevi bulunuyor. Bunu yaparken, biz çiftçilerin bu süreçlerde yer almasını güvence altına almak, ürün fiyatlarımızı belirleme ve pazara adil ulaşım hakkımızı korumalıdır. Köylü Hakları Deklarasyonu, mücadelelerimizde bize rehberlik etmektedir.

La Via Campesina olarak, mücadelemiz zafere kadar sürecek.

DTÖ’nün 30 Kasım’da Cenevre’de yapacağı toplantıyı takip edecek, DTÖ ve anlaşmaların tarımdan elini çekmesi için mücadele edeceğiz. Halkların onuruna saygı duyan, sınırların ötesinde dayanışmayı ve karşılıklılığı esas alan bir küresel ticaret sisteminde ısrar edeceğiz.

Serbest Ticaret Anlaşmalarına Direnelim!

DTÖ kapatılsın!

Dayanışmacı ticaret, hemen şimdi!

La Via Campesina

0 Paylaşımlar