Cumartesi, Nisan 20, 2024
Basın Açıklamaları

Çiftçi-Sen : “Şekerin Tadı Kaçtı Çayın Demi Kaçmasın”

FAO’NUN 2018 verilerine göre Türkiye çay üreticisi üretici ülkeler arasında Dünyada 6’ıncı sırada, çay tüketiminde birinci sırada yer almaktadır. Doğu Karadeniz Bölgesi’nin ana geçim kaynağı olan çay tarımı ülkemizde 781 bin dekar alanda 201 bin üretici tarafından yapılmaktadır. Bu rakama ÇAYKUR ve özel çay fabrikalarında çalışan işçiler katıldığında bu sayı daha da artmaktadır. Çay gerek üretimi, gerekse de tüketimi açısından Anadolu halkının vazgeçilmezidir.

Türkiye’de çay tarımının ve üreticilerin hikayesi tıpkı şeker pancarı üretimi gibi Cumhuriyet döneminde başlamıştır. Çay tarımsal üretiminin başlaması ve sanayisinin kurulmasıyla birlikte gelir kaynağı sınırlı olan Doğu Karadeniz Bölgesinin kaderi değişmiştir. Çay öncesinde yaylacılık kültürüne bağlı olarak hayvancılıkla, küçük kıyı balıkçılığı ile uğraşılmakta veya erkeklerin büyük çoğunluğu ailesinin geçimini sağlamak için büyük şehirlere çalışmaya göç etmekteydi. Bu durum bölgede ister istemez sosyal ve ekonomik problemlere yol açmıştır. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti bölgede yaşanan işsizlik, göç ve ekonomik sorunların çözüme kavuşturulması için arayışlara girmiştir. Devlet desteğiyle çay üretiminin yaygın olarak yapılması ile birlikte erkekler artık yerellerinde, evlerinde kalmış, çay, var olan sosyal ilişkilerin ve iş bölümünün de değişmesine yol açmıştır.

Çay tarımı ve çayı işleyecek tesislerin kurulması faaliyetleri 1938-1948 yılları arasında Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumunca yapılmış, 1940 yılında çıkarılan “3788 Sayılı Çay Kanunu” ile çay üretimi ve üreticisi güvence altına alınmaya çalışılmıştır. 1947’den itibaren de yaş çay bitkisini işlemek üzere çay üretim bölgelerinde çay fabrikaları açılmaya başlanmıştır. Çay üretimini ve üreticiyi destekleme süreci 1949-1973 yılları arasında Tekel Genel Müdürlüğü ve Tarım Bakanlığı iş birliği ile sürdürülmüştür. 12 Mart darbesinden sonra çıkartılan bir yasa ile çay tarımının üretimi, pazarlanması dahil tüm faaliyetleri Çay Kurumu Genel Müdürlüğü’ne devredilmiştir. 12 Eylül darbesinden sonra uygulanan neoliberal politikaların gereği olarak bir “Kanun Hükmünde Kararname” ile Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü “ÇAYKUR” adında “Kamu İktisadi Kuruluşu” na dönüştürülmüş, 1984 yılında değiştirilen Çay Kanunu ile de çay tarımı, üretimi, işletmesi ve satışı serbest bırakılmıştır. Neoliberal politikalar sonucu özel sektörün çay işleme fabrikaları hızla çoğalmıştır. Tıpkı ülkemizin diğer tarımsal ürünlerinde olduğu gibi; devlet taban fiyat uygulamalarından, üreticileri desteklemekten vazgeçtiği için ÇAYKUR da çay alımını azaltmış, böylelikle piyasayı belirleyen de şirketler olmuştur. AKP Hükümeti ÇAYKUR’u piyasadan tamamen çekmek için 2017 yılında Varlık Fonu’na devretmiştir.

Türkiye nüfusunun yüzde 90’nından fazlası ise her gün çay içmektedir. Çay ülkemiz açısından ekonomik olduğu kadar sosyal ve kültürel olarak önemli bir yer tutmaktadır. Çay tarımı aynı zamanda aile tarımıdır, yediden yetmişe ailede herkes çalışır, üreticilerin %80’inin sahip olduğu çay bahçesinin arazi büyüklüğü 5 dekar ve altındadır. Bu üreticilerin sahip olduğu alan toplam çay alanlarının %56’sını oluşturur. Dolayısıyla çay alım fiyatının düşüklüğü binlerce insanın yaşamını olumsuz etkilemektedir.

Çay politikaları böyle giderse yaşanacak sonuç bellidir; tıpkı Tekel’in, şeker fabrikalarının özeleştirilmelerinin sonucunda yaşandığı gibi ÇAYKUR’da tamamen devreden çıkartılırsa üreticiler şirketlerin insafına bırakılmış olacak, işlenerek tüketicilere ulaştırılan ürünlerin fiyatlarında ise olağan üstü artışlar olacak yoksulların çaya erişimi zorlaşacaktır. Kaldı ki toplumun her kesiminin ulaşabildiği en ucuz konumda olan çayın tüketici fiyatı da hızla artmaktadır. 2021 yılında 35,87 TL/kg olan çay tüketici fiyatları bir yılda %10,3 artmışken, Mayıs 2022 de ÇAYKUR yaş çay alım fiyatlarını şirketler lehine açıkladıktan hemen sonra kuru çay satış fiyatına %43,7 oranında zam yapmıştır. Bu durun çay şirketlerine yaramaktadır.

Bu nedenle üreticiler ve tüketiciler olarak çay politikalarına ve ÇAYKUR’un özel şirketler lehine piyasadan çekilmesine karşı birlikte sesimizi yükseltmeliyiz.

ÇİFTÇİ-SEN olarak:

Siyasi İktidarlardan Talebimiz:

Çay alım fiyatı maliyet+kâr+insanca yaşam payı hesaplanarak belirlenmelidir.

Kamu, çay üreticilerinin ve çalışanlarının söz ve karar sahibi olduğu yaş çay işleme fabrikaları kurmalıdır.

Demokratik, katılımcı kooperatif yasası çıkartılarak var olan kooperatiflerin şirket gibi değil demokratik bir şekilde yönetilmesi sağlanmalı, bu tür kooperatiflere özel destek verilmelidir.

Şirketler yaş çay alımı yaparken üreticilerin örgütleriyle pazarlık masasına oturmalıdır.

Üreticilerin taleplerini karşılayacak bir Çay Kanunu çıkartılmalıdır.

Çay üreticilerine de sesleniyoruz:

Çiftçiler Sendikası (ÇİFTÇİ-SEN) yıllardır Çay üreticilerinin ve diğer üreticilerin demokratik, sosyal, ekonomik hakları için mücadele etmektedir. Üyelerimiz arasında tütün, üzüm, fındık, hububat, hayvan yetiştiricisi, kıyı balıkçısı, sebze ve meyve üreticisi vb. olduğu kadar çay üreticileri de vardır. Gelin sendikamıza üye olun, gelin sendikamız bünyesinde “Çay Üreticileri Kürsüsü” kuralım. Neoliberal Tarım Politikaları karşısında Halkın Gıda Egemenliği için mücadele edelim. Bileşeni olduğumuz Dünya Çiftçi Örgütü La Via Campesina’nın hazırlayıp sunduğu ve BM Genel Kurulu’nda kabul edilen kısa adı “Birleşmiş Milletler Köylü Hakları Deklarasyonu” olan “Köylülerin ve Kırsalda Çalışan Diğer İnsanların Hakları Birleşmiş Milletler Deklarasyonu” nun Ülkemizde de uygulanması için mücadele edelim.

Toprak, Onur, Yaşam, Yaşasın ÇİFTÇİ-SEN!

Gıda Egemenliği Hemen Şimdi!

Köylü Hakları Hemen Şimdi!

Ali Bülent Erdem – Çiftçi-Sen Genel Başkanı

Adnan Çobanoğlu – Çiftçi-Sen Genel Örgütlenme Sekreteri

buy levitra cheap

0 Paylaşımlar